English dictionary, thesaurus, translations & etymology
FreeDict.com

English–Turkish Dictionary

Translate English words into Turkish, and Turkish into English. Each entry shows gender, part of speech, example sentences and how the word is actually used — not just a bare equivalent.

Browse A–Z

a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z

“S” Words

solace
teselli
solar
Güneş
solar cell
güneş pili
solar eclipse
Güneş tutulması
solar flare
Güneş patlaması
solar flare
Güneş püskürtüsü
solar panel
güneş paneli
solar storm
Güneş fırtınası
Solar System
Güneş Sistemi
solar system
güneş sistemi
solar wind
güneş rüzgârı
solder
lehim
solder
lehimlemek
soldering iron
havya
soldier
asker
soldier
çeri
soldier
soldiery
askerler
soldiery
askerlik
sole
dil balığı
sole
taban
sole
pençe vurmak
sole
pençelemek
solecism
aykırıcılık
solicit
rica etmek
solicit
kur yapmak
solicit
baştan çıkarmaya çalışmak
solicit
davetkâr konuşmak
solicit
fahişelik yapmak
solicit
fuhuş yapmak
solicit
yalvarmak
solicit
sırnaşmak
solicit
tebelleş olmak
solicitor
dava vekili
solicitor
hukuk görevlisi
solicitous
arzulu
solicitous
endişeli
solicitous
istekli
solicitous
tedirgin
solicitude
endişe
solicitude
kaygı
solicitude
merak
solicitude
inayet
solid
katı
solid
katı
solid-state
katı hal
solidarity
dayanışma
soliloquy
kendi kendine konuşma
solitary
kimsesiz
solitary
münzevi
solitary
yanlız
solitary
yalnız
solitary
yapayalnız
solitary
metruk
solitary
terk edilmiş
solitary
keşiş
solitary
münzevi
solitary
tek tabanca
solitary confinement
hücre hapsi
solitude
yalnızlık
Solomon
Süleyman
Solomon Islands
Solomon Adaları
Solothurn
Solothurn
solubility
çözünürlük
solute
çözünen
solution
çözelti
solution
eriyik
solution
solüsyon
solution
çözüm
solution
çare
solution
çözüm
solution
çözelti
solvation
çözünme
solve
çözmek
solve
halletmek
solvent
çözücü
Somali
Somalice
Somali
Somalili
Somalia
Somali
somatology
somatoloji
sombre tit
dağ baştankarası
sombrero
sombrero
some
biraz
some
yaklaşık
some
bazı
some
bir
some
kimi
some
bazısı
some
kimisi
somebody
kimse
somehow
bir şekilde
someone
biri
someone's
birinin
somersault
perende
something
bir şey
something is rotten in the state of Denmark
çürümüş bir şeyler var şu Danimarka krallığında
sometimes
bazen
sometimes
ara sıra
somewhat
bir miktar
somewhat
bir nebze
somewhat
bir parça
somewhat
biraz
somewhere
bir yerde
sommelier
şarap garsonu
somnambulist
uyurgezer
somniphobia
somnifobi
somoni
somoni
son
oğul
son
oğlan
son-in-law
damat
son-in-law
güveyi
son-in-law
güvey
sonar
sonar
sonata
sonat
song
şarkı
song
türkü
Song of Songs
Ezgiler Ezgisi
Song of Songs
Süleyman'ın Ezgiler Ezgisi
song sparrow
ötücü çinte
song thrush
öter ardıç kuşu
songwriter
şarkı yazarı
sonnet
sone
sonship
oğulluk
Sony
Sony
soon
yakında
soon
biraz sonra
soon
birazdan
soon
derhal
soon
erken
soon
hemen
sooner or later
er geç
sooner or later
eninde sonunda
sooner or later
er ya da geç
soot
is
soot
kurum
soothe
dindirmek
soothe
sakinleştirmek
soothe
yatıştırmak
soothe
dindirmek
soothsayer
falcı
soothsayer
kâhin
Sophia
Sofya
sophisticated
kozmopolit
sophisticated
sofistike
sophisticated
rafine
sophisticated
şık
sophisticated
komplike
Sophocles
Sofokles
sorbet
sorbet
sorbet
şerbet